Bilgi İçin
Kadastro çalışmaları esnasında ülke genelinde birçok kişinin taşınmazı bir başkası adına tapuda tescil edilmiştir. Bu şekilde taşınmazınızın başkası adına tescil edilmesini iptal ettirerek kendi adınıza tapuda tescil ettirebilir böylece taşınmazın mülkiyetini kazanabilirsiniz.
Dava konusu taşınmazı uzun yıllarca kullanmaktaysanız ve kadastro çalışmaları sırasında başkası adına kaydettirilmişse bu kadastro işleminin kesinleşmesinden itibaren 10 yıllık hak düşürücü süre içerisinde davanızı açmanız gerekmektedir. Bu 10 yılık hak düşürücü sürenin yerleşik içtihatlara göre bir istisnası bulunmaktadır. Dava açma hakkı olan kişi kadastro tespitinin kesinleşmesinden sonra 10 yıllık süre içerisinde vefat etmişse, onun mirasçıları hak düşürücü süre aranmaksızın davalarını açabileceklerdir. Davanızı taşınmazın bulunduğu yerdeki Asliye Hukuk Mahkemelerinde açmanız gerekmektedir.
Kadastrodaki hatanın ispatlanması halinde davanızı kazanabileceksiniz ancak usul hataları ve eksiklikleri nedeniyle davanızın reddedilmesini istemiyorsanız bir avukatla iletişime geçerek hareket etmenizi tavsiye ederiz.
Av. Nurgül Aslı ALTIN
Türk Medeni Kanunumuza göre boşanma davalarında dava süresince ve dava bitimiyle hâkim tarafından hükmedilecek nafaka türleri bulunmaktadır. Boşanma davası sürerken hâkim tarafından hükmedilen nafaka tedbir nafakasıdır. Boşanma sonrasında alınabilecek nafakalar ise iştirak ve yoksulluk nafakalarıdır. Nafakaya hükmedilmesine rağmen nafaka borçlusu tarafından ödenmiyorsa bunun tek yolu cebri icra yoluyla mümkündür. Nafaka için yapılacak icra takibi diğer alacak konusu icra takiplerinden farklı olmakla birlikte daha sonra tek bir icra takibi doğacak nafakalar içinde geçerli olacaktır.
Tedbir nafakası bağlanan kişi ilamsız icra yoluyla, boşanma sonrası ödenmesine hükmedilen iştirak nafakası ve yoksulluk nafakası ise ilamlı icra yoluyla tahsil edilebilmektedir.
Mahkeme tarafından nafaka ödenmesine kararı verilmesi ile birlikte kesinleşmenin beklenmesi gerekmeksizin nafaka alacağı icraya konulabilmektedir.
Nafaka borçları ödenmediği takdirde nafaka alacağı ödenmeyen eş tarafından ayrıca şikâyet hakkı da mevcuttur. Yasal düzenlemede de görüleceği üzere aylık nafakanın ödenememesi halince ceza verilebilmesi şikâyete tabi olup, borçlu sanık hakkında İ.İ.K. 344. maddesi uyarınca 3 aya kadar tazyik hapis cezası verilebilir. Tazyik hapis cezası, 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanun’un 223. maddesinde belirtilen türde mahkûmiyet hükmü niteliği taşımamaktadır. Bu ceza türü ile itibariyle Ceza Muhakemesi Kanun’un 2. maddesinde belirtilen “disiplin hapis cezası” kavramı içinde olup, seçenek yaptırımlara çevrilemeyen, ön ödeme uygulanamayan, tekerrüre esas olmayan, şartla salıverilme hükümleri uygulanamayan, ertelenemeyen ve adli sicil kayıtlarına geçirilmeyen bir hapis türüdür.
Bu şikâyet neticesinde mahkeme ödenmeyen her nafaka alacağı için ayrı ayrı cezaya hükmedecektir.
Nafakayı ödemeyen eş için yapılacak takiplerde usul hataları nedeniyle zarara uğramamız adına bir avukatla görüşmeniz yararınıza olacaktır.
İlk derece mahkemesi (Ağır Ceza, Asliye Ceza, Fikri ve Sınai Haklar Ceza Mahkemesi) tarafından sanık aleyhine bir cezaya hükmolunduğu takdirde sanığın bu karara karşı tebliğden ya da tefhimden itibaren 7 gün içerisinde “istinaf kanun yoluna” başvurma hakkı vardır. İstinaf kanun yoluna sanık lehine başvurulduğunda ve hüküm verildiğinde, yeniden verilen hüküm önceki hükümde belirlenmiş cezadan daha ağır olamayacaktır. “Aleyhe bozma yasağı” istinaf dışında temyiz ve yargılamanın yenilenmesi yolları açısından da geçerlidir. Bu durumun temeli “kazanılmış hak” ilkesine dayanmaktadır.Ancak aleyhe bozma yasağı, (karara karşı sanık aleyhine kanun yoluna başvurulmadığı sürece) cezanın miktarı ile sınırlıkalmakta olup suçun vasfı için kazanılmış hak durumu mevcut olamayacağından suçun vasfı değişebilecektir. Ceza usul hukukunun uzmanlık gerektirmesinden dolayı hak kaybı yaşamamanız adına sürecin bir avukat yardımı ile yürütülmesini tavsiye ederim.
Av. Nurgül Aslı ALTIN
Ceza hukukunda ilk derece ceza yargılamasında kanunda öngörülen ceza miktarı bakımından suçlar Asliye Ceza Mahkemesi veya Ağır Ceza Mahkemesi görev alanına girmektedir.
AĞIR CEZA MAHKEMESİ GÖREV ALANINA GİREN SUÇLAR
Kasten adam öldürme (Türk Ceza Kanunu madde 81, 82),
Neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçu (Türk Ceza Kanunu madde 87/4),
Yağma (Türk Ceza Kanunu madde 148),
Nitelikli dolandırıcılık (Türk Ceza Kanunu madde 158),
Hileli iflâs (Türk Ceza Kanunu madde 161),
Resmî belgede sahtecilik (Türk Ceza Kanunu madde 204/2),
Zimmet suçu (Türk Ceza Kanunu madde 247),
İrtikâp (Türk Ceza Kanunu madde 250/1 ve 2),
Rüşvet suçu (Türk Ceza Kanunu madde 252),
Ağırlaştırılmış müebbet hapis, müebbet hapis ve on yıldan fazla hapis cezalarını gerektiren suçlarla
(Cinsel istismar, cinsel saldırı, uyuşturucu mal imal ve ticareti vb) ilgili dava ve işlere bakmakla ağır ceza mahkemeleri görevlidir.
Devletin egemenlik alametlerine ve organlarının saygınlığına karşı suçlar,
Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar,
Milli savunmaya karşı suçlar,
Devlet sırlarına karşı suçlar ve casusluk,
3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun kapsamına giren propaganda yapma suçu ve örgüt üyeliği suçu vb. siyasi nitelikli suçlar.
ASLİYE CEZA MAHKEMESİ GÖREV ALANINA GİREN SUÇLAR
Diğer ceza mahkemelerinin görevli olmadığı ve suçun üst sınırının 10 yıl altında olduğu tüm dava ve işlere asliye ceza mahkemesi bakmakla görevlidir.
·Banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması suçu,
·Başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması suçu,
·Bilişim sistemine hukuka aykırı olarak girme suçu
·Bilişim sistemini engelleme, bozma, verileri yok etme veya değiştirme suçu,
·Bedelsiz senedi kullanma suçu,
·Bozulmuş veya değiştirilmiş gıda veya ilaçların ticareti suçu,
·Cinsel taciz suçu,
·Çevrenin kasten ve taksirle kirletilmesi suçu,
·Çocuğun kaçırılması ve alıkonulması suçu,
·Dilencilik suçu,
·Fuhuş suçu,
·Gerçeğe aykırı bilirkişilik veya tercümanlık suçu,
·Görev sırasında din hizmetlerini kötüye kullanma suçu,
·Görevi kötüye kullanma suçu,
·Görevi yaptırmamak için direnme suçu,
·Güveni kötüye kullanma suçu,
·Gürültüye neden olma suçu,
·Hakaret suçu
·Halk arasında korku ve panik yaratmak amacıyla tehdit suçu,
·Halkı askerlikten soğutma suçu,
·Halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama suçu,
·Hayasızca hareketler ve müstehcenlik suçu,
·Hayvanın tehlike yaratabilecek şekilde serbest bırakılması suçu,
·Hırsızlık suçu
·Halkı askerlikten soğutma suçu,
·Hükümlü veya tutuklunun kaçması ve ayaklanması suçu,
·İftira suçu,
·İhaleye fesat karıştırma suçu,
·Kanunlara uymamaya tahrik suçu,
·Kaybolmuş veya hata sonucu ele geçmiş eşya üzerinde tasarruf suçu,
·Karşılıksız yararlanma suçu,
·Kasten adam yaralama suçu,
·Kişilerin huzur ve sükununu bozma suçu,
·Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu,
·Konut dokunulmazlığının ihlali suçu,
·Mala zarar verme suçu,
·Muhafaza görevini kötüye kullanma suçu,
·Mühür bozma suçu,
·Özel hayatın gizliliğini ihlal suçu,
·Özel belgede sahtecilik suçu,
·Özel belgeyi bozmak, yok etmek veya gizlemek suçu,
·Parada sahtecilik suçu
·Resmi belgeyi bozmak, yok etmek veya gizlemek suçu,
·Resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyanda bulunmak suçu,
·Soruşturma veya kovuşturmanın gizliliğini ihlal suçu,
·Suç üstlenme suçu,
·Suç uydurma suçu,
·Suçluyu kayırma suçu,
·Suç eşyasının satın alınması veya kabul edilmesi suçu,
·Suç işlemeye tahrik suçu,
·Suçu ve suçluyu övme suçu,
·Suçu bildirmeme suçu,
·Şantaj suçu,
·Taksirle adam yaralama suçu,
·Tehdit suçu,
·Tefecilik suçu,
·Trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçu,
·Uyuşturucu madde kullanma veya bulundurma suçu,
·Usulsüz ölü gömülmesi suçu,
·Uyuşturucu kullanılmasını kolaylaştırma suçu,
·Vergi kaçakçılığı suçları,
·Yalan tanıklık suçu,
·Yalan yere yemin suçu,
·Yargı görevi yapanı, bilirkişiyi veya tanığı etkilemeye teşebbüs suçu
Hukuk yargılamasına tabi davanın hangi mahkemede görüleceği kanunlar ile düzenlenmiştir. Davanızı açarken yetkili mahkemede açmanız önem arz etmektedir aksi takdirde zaman kaybı yaşayacağınız gibi yargılama masrafları külfeti ile de karşı karşıya kalabilirsiniz. Kanunlarda kesin yetki hükmü belirtilmedikçe her dava Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 6. maddesi uyarınca genel yetkili mahkeme olan "davalının yerleşim yeri mahkemesinde" açılmalıdır.
Boşanma Davalarında Yetki
Genel yetki kuralına ek olarak
eşlerden birinin yerleşim yeri mahkemesinde açılabileceği gibi eşlerin son altı
ay birlikte oturdukları yer mahkemesinde de açılabilecektir. (Türk Medeni
Kanunu madde 168) Örneğin; Boşanmaya karar vermeden önce son altı ay
Beylikdüzü'de ikamet eden bir çift düşünelim ve dava açacak olan eş Bakırköy'e
davalı eşin ise Silivri'ye yerleştiğini varsayalım. Boşanma davasında yetkili
mahkemeler; eşlerden her birinin yerleşim yerinin yetkili olması nedeniyle
Bakırköy Aile Mahkemesi ve Silivri Aile Mahkemesi'dir. Ayrıca son altı aydır
birlikte ikamet ettikleri yer olan Beylikdüzü'nün bağlı bulunduğu yargı çevresi
olan Büyükçekmece Aile Mahkemeleri de yetkili olacaktır.
Haksız Fiilden Kaynaklanan
Davalarda Yetki
-Haksız fiilin işlendiği yer,
-Zararın meydana geldiği yer,
-Zararın meydana gelme ihtimali
olan yer,
-Zarar görenin yerleşim yeri
mahkemelerinde de açılabilecektir.
Tüketici Davalarında Yetki
Tüketicinin yerleşim yeri
mahkemesinde açılabilecektir.
Sözleşmeden Doğan Davalarda Yetki
Borçlar Hukuku alanındaki eda ve
tespit davalarında akdin ifa edileceği yer özel yetkili mahkeme olarak
belirtilmiştir.
Mirastan Doğan Davalarda
Yetki
Aşağıdaki davalarda, ölen
kimsenin son yerleşim yeri mahkemesi kesin yetkilidir:
a) Terekenin paylaşılmasına,
yapılan paylaşma sözleşmesinin geçersizliğine, ölüme bağlı tasarrufların iptali
ve tenkisine, miras sebebiyle istihkaka ilişkin davalar ile mirasçılar arasında
terekenin yönetiminden kaynaklanan davalar.
b) Terekenin kesin paylaşımına
kadar mirasçılara karşı açılacak tüm davalar.
-Terekede bulunan bir mal
hakkında açılmak istenen istihkak davası, terekenin yazımı ve tespiti zamanında
mal nerede bulunuyorsa, orada da açılabilir.
-Mirasçılık belgesinin iptali ve
yeni mirasçılık belgesi verilmesine ilişkin davalarda, mirasçıların her birinin
oturduğu yer mahkemesi de yetkilidir.
Taşınmazın Aynından Doğan
Davalarda Yetki
-Taşınmaz üzerindeki ayni hakka
ilişkin veya ayni hak sahipliğinde değişikliğe yol açabilecek davalar ile
taşınmazın zilyetliğine yahut alıkoyma hakkına ilişkin davalarda, taşınmazın
bulunduğu yer mahkemesi kesin yetkilidir.
-İrtifak haklarına ilişkin
davalar, üzerinde irtifak hakkı kurulan taşınmazın bulunduğu yer mahkemesinde
açılır. (3) Bu davalar, birden fazla taşınmaza ilişkinse, taşınmazlardan
birinin bulunduğu yerde, diğerleri hakkında da açılabilir.
Karşı Davada Yetki
Kesin yetkinin söz konusu olmadığı hallerde asıl davaya bakan mahkeme karşı davaya bakmaya da yetkilidir. Örneğin Büyükçekmece Aile Mahkemesi'nde aleyhinize açılmış bir boşanma davası mevcutsa ve karşı dava açmak istiyorsanız, /karşı dava açma şartlarına haiz iseniz) asıl davanızın görüldüğü Büyükçemece Aile Mahkemesi'ne karşı davanızı açmalısınız.
Sigorta Sözleşmelerine İlişkin Davalarda Yetki
-Sigorta konusu malın bulunduğu yer,
-Tehlikenin doğduğu yer,
-Can sigortalarında sigorta ettirenin sigortalının veya lehtarın leh veya aleyhine açılacak davalarda onların yerleşim yerinde açılmalıdır
Davanızı açarken bunlara dikkat etmeniz gerektiği gibi aleyhinize açılan davada yukarıda bahsettiğim kurallara aykırılık olması halinde yetki itirazında bulunabilirsiniz. Davanızı açarken hak kaybı yaşamamanız adına bir avukatta yardım almanızı öneririm.
Av. Nurgül Aslı ALTIN
İstanbul'da bir çok adliye bulunmaktadır. Açılacak davada hangi adliyenin yetkili olduğunu bilmek önemlidir. Aşağıda hangi ilçenin hangi adliyeye bağlı olduğu ayrıntılı bir şekilde belirtilmiştir.
Örneğin;
Bahçelievler'de ikamet ediyorsanız ve boşanma davası açacaksanız yetkili yer Bakırköy Adliyesi Aile Mahkemesi olacaktır.
Avcılar'da bulunan taşınmaz için tapu iptali ve tescil davası açılacaksa yetkili yer Küçükçekmece Adliyesi Asliye Hukuk Mahkemesi olacaktır.
Tazminat davası açmak istiyorsanız ve davalının yerleşim yeri Beylikdüzü ise yetkili ve görevli mahkeme Büyükçekmece Asliye Hukuk Mahkemesi olacaktır.
T.C. İSTANBUL ADLİYESİ YETKİ SINIRLARI
-Arnavutköy
-Bayrampaşa
-Beşiktaş
-Eminönü
-Eyüp
-Fatih
-Kağıthane
-Sarıyer
-Şişli
T.C. İSTANBUL ANADOLU ADLİYESİ YETKİ SINRILARI
-Ataşehir
-Kadıköy
-Kartal
-Maltepe
-Pendik
-Sancaktepe
-Sultanbeyli
-Tuzla
-Ümraniye
-Üsküdar
T.C. BAKIRKÖY ADLİYESİ YETKİ SINIRLARI
-Bağcılar
-Bahçelievler
-Bakırköy
-Esenler
-Güngören
-Zeytinburnu
T.C. ADALAR ADLİYESİ YETKİ SINIRLARI
-Burgazada
-Büyükada
-Heybeliada
-Kınalıada
T.C. BEYKOZ ADLİYESİ YETKİ SINIRLARI
-Beykoz
T.C. BÜYÜKÇEKMECE ADLİYESİ YETKİ SINIRLARI
-Beylikdüzü
-Büyükçekmece
-Esenyurt
T.C. ÇATALCA ADLİYESİ YETKİ SINIRLARI
-Çatalca
T.C. GAZİOSMANPAŞA ADLİYESİ YETKİ SINIRLARI
-Gaziosmanpaşa
-Sultangazi
T.C. KÜÇÜKÇEKMECE ADLİYESİ YETKİ SINIRLARI
-Avcılar
-Başakşehir
-Küçükçekmece
T.C. SİLİVRİ ADLİYESİ YETKİ SINIRLARI
-Silivri
T.C. ŞİLE ADLİYESİ YETKİ SINIRLARI
-Şile
Bir mal ya da hizmet aldığınızda o mal ya da hizmetin size vaat edilen gibi olmadığını öğrenmeniz durumunda ayıplı mal/ayıplı hizmetten söz edilecektir. Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun ayıplı malı şu şekilde tanımlamaktadır; “Tüketiciye teslimi anında, taraflarca kararlaştırılmış olan örnek ya da modele uygun olmaması ya da objektif olarak sahip olması gereken özellikleri taşımaması nedeniyle sözleşmeye aykırı olan maldır.”
Malın ayıplı olduğunun tüketici tarafından anlaşılması halinde seçimlik olarak yapabilecekleri şunlardır:
-Satılanı gerivermeye hazır olduğunu bildirerek sözleşmeden dönme,
-Satılanı alıkoyupayıp oranında satış bedelinden indirim isteme,
-Aşırı bir masrafgerektirmediği takdirde, bütün masrafları satıcıya ait olmak üzere satılanın
ücretsiz onarılmasını isteme,
-İmkân varsa,satılanın ayıpsız bir misli ile değiştirilmesini isteme, seçimlik haklarından
birini kullanabilir. Satıcı, tüketicinin tercih ettiği bu talebi yerine
getirmekle yükümlüdür.
ZAMANAŞIMI
Her davada olduğu gibi ayıplı mal nedeniyle açılacak davada da zamanaşımın ne kadar süre olduğu önemlidir, aksi takdirde bu süreyi dikkate almadığınızda davanın kaybedilmesi ihtimali doğacaktır.
Tüketicinin Korunması Hakkında
Kanun ile zamanaşımı;
1) Kanunlarda veya taraflar arasındaki sözleşmede daha
uzun bir süre belirlenmediği takdirde, ayıplı maldan sorumluluk, ayıp daha
sonra ortaya çıkmış olsa bile, malın tüketiciye teslim tarihinden itibaren iki
yıllık zamanaşımına tabidir. Bu süre konut veya tatil amaçlı taşınmaz mallarda
taşınmazın teslim tarihinden itibaren beş yıldır.
2) Bu Kanunun 10 uncu maddesinin üçüncü fıkrası saklı
olmak üzere ikinci el satışlarda satıcının ayıplı maldan sorumluluğu bir
yıldan, konut veya tatil amaçlı taşınmaz mallarda ise üç yıldan az olamaz.
3) Ayıp, ağır kusur ya da hile ile gizlenmişse zamanaşımı hükümleri uygulanmaz şeklinde belirlenmiştir.
Av. Nurgül Aslı ALTIN
Ceza muhakemesinde seri muhakeme usulü, kanunda sınırlı olarak sayılan suçlarda, soruşturma evresinin sonunda Cumhuriyet savcısı ile şüphelinin bir müdafi (avukat) huzurunda anlaşarak, yargılama yapılmadan cezayı belirlediği ve dosyayı doğrudan mahkemeye sunarak hızlıca sonuçlandırdığı alternatif bir yargılama yöntemidir.
Suç Kapsamı: TCK'da yer alan trafik güvenliğini tehlikeye sokma, hakkı olmayan yere tecavüz, genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması, parada sahtecilik, mühür bozma, özel belgede sahtecilik gibi kanunda tek tek sayılmış belirli suçlarda uygulanır.
İstisnalar: Suçu işleyen kişi çocuk, akıl hastası veya sağır/dilsiz ise bu usul uygulanamaz. Ayrıca suçun iştirak halinde (birden fazla kişiyle) işlenmesi durumunda, şüphelilerden birinin bu usulü kabul etmemesi halinde diğer şüpheliler için de seri muhakeme süreci işletilemez
Boşanmış kadın velayeti kendisine verilmiş çocuğuna kendi soyadının verilmesini, velayet hakkına dayanarak aile mahkemesinden isteyebilecektir.
Boşanmayla birlikte çocukların velayeti büyük oranda anneye verilmektedir. Dolayısıyla anne ile sürekli zaman geçiren çocuk anne ile özdeşleşmekte ve anne-çocuk arasındaki bağ çok daha kuvvetli olmaktadır. Boşanmanın ardından psikolojik olarak zor bir süreç geçiren çocuklar bir de öğrenim hayatlarında ve sosyal hayatlarında birlikte yaşadıkları anneleri ile farklı soyadı taşımaları sebebiyle zor durumda kalmaktaydılar. Erkeğe velayet hakkı kapsamında tanınan çocuğun soyadını seçme hakkının kadına tanınmaması, velayet hakkının kullanılması bakımından cinsiyete göre ayırım yapılması sonucunu doğurmaktaydı bu da Anayasa’nın 10. ve 41. maddelerine aykırılık teşkil etmekteydi. Uluslararası sözleşmelerde de kadın-erkek eşitliği temeline dayanarak bu konuda bir çok maddeye yer verilmiştir.Birleşmiş Milletler Siyasi ve Medenî Haklar Sözleşmesi’nin “Ailenin korunması” başlığını taşıyan 23. maddesinin dördüncü fıkrasında “Bu Sözleşmeye Taraf Devletler, eşlerin evlilik konusunda, evliliğin devam ettiği sürece ve boşanmada eşit hak ve yükümlülüklere sahip olmaları için gerekli önlemleri alır. Boşanma halinde çocukların korunması için gerekli hükümler konur”. Eşler, evliliğin devamı boyunca ve boşanmada sahip oldukları hak ve yükümlülükler bakımından aynı hukuksal konumdadırlar.
Yargıtay 2. HukukDairesi de gerekçeli kararında, kadın ve erkeğin evlilik süresince ve evliliğin sona ermesinde eşit hak ve sorumluluklara sahip olmaları gerektiğine ilişkin uluslararası sözleşme hükümleri hatırlatılarak eşlerin, evliliğin devamı boyunca
ve boşanmada sahip oldukları hak ve yükümlülükler bakımından aynı hukuksal konumda oldukları, erkeğe velayet hakkı kapsamında tanınan çocuğun soyadını seçme hakkının kadına tanınmamasının velayet hakkının kullanılması bakımından cinsiyete göre ayrım yapılması sonucunu doğuracağı vurgulanmıştır. Emsal teşkil edecek karar sayesinde boşanan ve velayeti kendisine verilen anneler artık çocuklarına kendi soyadlarını verebileceklerdir.
Av. Nurgül Aslı ALTIN
Halk arasında bilinen şiddetli geçimsizlik kanunda “evlilik birliğinin temelinden sarsılması “olarak düzenlenmiştir. Türk Medeni Kanunu madde 166. Maddesinde bu husus Evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa, eşlerden her biri boşanma davası açabilir. Yukarıdaki fıkrada belirtilen hâllerde, davacının kusuru daha ağır ise, davalının açılan davaya itiraz hakkı vardır. Bununla beraber bu itiraz, hakkın kötüye kullanılması niteliğinde ise ve evlilik birliğinin devamında davalı ve çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalmamışsa boşanmaya karar verilebilir.” şeklindedir.
Boşanma davası sebepleri, özel boşanma sebepleri ve genel boşanma sebepleri olarak ayrılmaktadır. Özel boşanma sebepleri dışında kalan tüm boşanma sebepleri genel boşanma sebebi olan evlilik birliğinin sarsılmasına girmektedir.
Günlük hayatta yaşanan boşanmaya yeterli olarak gördüğünüz evlilikten kaynaklanan birçok sıkıntı bu genel boşanma sebebi kapsamına girmektedir. Örneğin; kötü muamele, fiziksel ve psikolojik şiddet, eşe veya ailesine hakaret niteliğinde sözler sarf etmek, sadakatsiz davranışlar, fiili olarak ayrı yaşamak, evlilik birliğinin sorumluluklarını yerine getirmemek, cinsel uyuşmazlık, eşi küçük düşürücü davranışlarda bulunmak, kumar veya alkol bağımlılığı, aşırı kıskançlık vs. gibi birçok sebep sayılabilecektir.
Bu sebeple boşanmak için mahkemenin arayacağı kriter; evlilik birliğinin, eşlerin ortak hayata devam etmesine engel teşkil edecek miktarda sarsılmış olması ve bu sarsılma sebebiyle eşler arasında ortak hayatın yeniden kurulamamış olmasıdır.
Bu davayı açarken eğer koşullar mevcutsa maddi- manevi tazminat ve nafaka talebinde de bulunulabilecektir.
Davalı eş, davayı açan eşin de kusurlu davranışları olduğunu düşünüyorsa, süresi içerisinde karşı dava açabilecektir. Ya da ayrı bir boşanma davası ikame edip bu iki davanın birleştirilmesini talep edebilecektir. Bu durumda tarafların evlilik birliğindeki kusur oranları dikkate alınarak karar verilmektedir.
Avukat Nurgül Aslı ALTIN
Evlilik birliği Türk Medeni Kanunu’nda düzenlenen genel veya özel boşanma sebeplerine dayanarak anlaşmalı veya çekişmeli boşanma davası açılmaktadır. Boşanma davaları aile mahkemesinde görülür ve diğer özel hukuk davalarından farklı usul kurallarına göre yürütülmektedir. Boşanma davasının açılması ile birlikte velayet, nafaka, maddi ve manevi tazminat, ev eşyalarının paylaşımı gibi hukuki sorunların da çözüme ulaştırılması gerekmektedir. 4721 sayılı kanuna göre boşanma davaları anlaşmalı ve çekişmeli boşanma davaları olarak iki ayrı şekilde görülmektedir.
Bunun yanı sıra boşanma davası sebepleri şu başlıklar altında toplanabilir;
1. Genel boşanma sebepleri: Şiddetli geçimsizlik, hakaret, şiddet, evlilik yükümlülüklerini yerine getirmeme, güven sarsıcı davranışlar, eşlerin birbirlerinin ailesi ile yaşadığı sorunlar gibi çoğaltabilecek “genel” olarak niteleyebildiğimiz sebepler genel boşanma sebepleridir.
2. Özel boşanma sebepleri: Kanunda sınırlandırılmış olan özel boşanma sebeplerine dayanan boşanma davaları şunlardır:
a) Zina (aldatma) nedeniyle boşanma davası (TMK m. 161) ,
b) Hayata Kast, Pek Kötü veya Onur Kırıcı Davranış nedenleri ile boşanma davası (TMK m. 162),
c) Suç İşleme ve Haysiyetsiz Hayat Sürme sebepleri ile boşanma davası (TMK m. 163),
d) Terk Sebebiyle boşanma davası (TMK m. 164),
e) Akıl Hastalığı sebebiyle boşanma davası (TMK m. 165).
T.C. Yargıtay 6.Hukuk Dairesi 2015/7088 E. ve 2015/9126 K. sayılı kararında, tahliye davalarında Harçlar Kanun'unun 17. maddesinde tahliye davalarında bir yıllık kira bedeli üzerinden harç alınması gerektiğine hükmetmiştir.
Dolayısı ile kiracıya karşı tahliye davası açılırken harca esas değer olarak; bir yıllık kira bedeli tutarı belirtilmeli ve bunun üzerinden harç yatırılmalıdır.
Boşanma davasında “kusur” önemli bir kavramdır. Boşanmaya ve boşanmanın fer’i niteliğinde olan tazminat ve nafakanın belirlenmesinde etkilidir. Yargılama esnasında tarafların kusurlu eylem ve hareketlerine göre, tarafların kusur dereceleri belirlenecek ve buna göre boşanmaya karar verilecektir. Evlilik birliği karşılıklı olarak yükümlülükler barındırmaktadır. Bu yükümlülüklere aykırı hareket edildiği takdirde kusur kavramı ortaya çıkmaktadır. Örneğin; evlilik birliğinde eşlerin birbirlerine karşı sadakat yükümlülüğü bulunmaktadır. Bu yükümlülüğü ihlal eden eş, boşanma davasında kusurlu olacaktır ve aleyhine tazminata ve diğer şartları taşıyorsa nafakaya hükmedilebilecektir. Sadakat yükümlülüğü dışında yine eşlerin birbirine karşı özen yükümlülüğü, evlilik birliğinin giderlerine katılma yükümlülüğü gibi yükümlülükleri bulunmaktadır.
Kusur kavramı kadar kusurun ispat edilme noktasında izlenen yol ve deliller de önem arz etmektedir. Taraflar çoğu zaman hırsın kurbanı olmakta ve karşı tarafın kusurunu ispat etmeye çalışırken ceza hukuku anlamında “özel hayatın gizliliği” suçunu işleyebilmektedirler. Bu nedenle hangi delilin nasıl kullanılması gerektiği konusunda da titiz davranmalıdır.
Boşanma davalarında tarafların kusurları somut olarak belirtilmelidir, aksi durum Yargıtay tarafından da bozma sebebi sayılmaktadır.
T. C. YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ ESAS NO: 2018/3222 KARAR NO: 2019/2070
KARAR TARİHİ: 4.3.2019
ÖZET: Dava, evlilik birliğinin sarsılması sebebine dayalı boşanma ve tazminat istemlerine ilişkindir. Olayda, yerel mahkeme kararında, boşanmaya sebebiyet veren olaylarda tarafların eşit kusurlu olduğu belirtilmiş ise de tarafların kusurları somut olarak belirtilmemiş, kusur değerlendirmesine esas alınan vakıalar gerekçede gösterilmemiştir. O halde, mahkemece kusura ilişkin bir tespit yapılmadan yeterli gerekçeden yoksun ve denetime elverişli olmayacak şekilde hüküm kurulması hatalıdır.
Toplanan delillerle düğünde takılan ziynet eşyalarının bozdurularak davacı-davalı erkek adına bankada hesaba yatırıldığı anlaşılmaktadır. Düğünde takılan ziynetler kadına aittir. Davalı-davacı kadının ziynet eşyalarını geri istememek üzere davacı-davalı erkeğe verdiği erkek tarafından ispatlanamamıştır. Gerçekleşen bu durum karşısında ziynet alacağına ilişkin dava yönünden bilirkişi raporu alınıp sonucu uyarınca bir karar verilmesi gerekir.
DAVA: Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davalı-davacı kadın tarafından; kusur belirlemesi, tazminat taleplerinin reddi, nafakanın miktarı ve ziynet alacağı yönünden temyiz edilerek; temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılması istenilmekle; duruşma için belirlenen 04/03/2019 günü temyiz eden davalı-davacı ile karşı taraf davacı-davalı ile vekili geldiler. Gelenlerin konuşması dinlendikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için duruşmadan sonraya bırakılması uygun görüldü. Bugün dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü:
KARAR: 1-) Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre, davalı-davacı kadının nafakanın miktarına yönelik temyiz itirazları yersizdir.
2-) Mahkemece taraflarca açılan evlilik birliğinin sarsılması sebebine dayalı (TMK m. 166/1) boşanma davalarının kabulüne ve maddi ve manevi tazminat taleplerinin reddine karar verilmiştir. Hükmün gerekçe kısmında "Taraflar arasında evlendikleri günden itibaren anlaşmazlıkların bulunduğu, her iki tarafın da boşanmayı istediği bu sebeple taraflar arasında mevcut evlilik birliğin devamının taraflardan beklenemeyecek derecede temelinden sarsıldığı, davanın kabulüyle tarafların boşanmalarına karar verilmesi gerektiği” belirtilmiş, maddi ve manevi tazminata ilişkin gerekçe kısmında ise "Boşanmaya sebebiyet veren olaylarda ve evlilik birliğinin sona ermesinde hangi tarafın kusurlu olduğu anlaşılamamış olup bu durumda tarafların eşit kusurlu oldukları kabul edilerek tarafların maddi ve manevi tazminat taleplerinin reddine” karar verildiği belirtilmiştir.
Avukat Nurgül Aslı ALTIN